Propaganda kelimesi, Latince propagare kökünden gelir. Kelimeyi bugün asıl ilginç kılan yeni bitkilerin yayılarak çoğalmasını sağlamak üzere toprağı ekmek anlamı taşımasıdır. “Bir fikre veya harekete taraftar kazandırmak amacıyla düzenlenen programların bütünü” diye tarif edilen propaganda, fikirlerin yayılmasını sağlayan, kişilere ne düşünmeleri gerektiğini söyleyen bir ikna sanatıdır. Zihinsel dünya kurulurken, savaşlar kuşkusuz topla tüfekle yapılmamaktadır. Galibiyet için akıllı güç kullanılır, öldürülen düşman sayısına değil, kazanılan müttefik sayısına bakılır. Bunu sağlamanın en kolay yolu da doğru, etkili ve zamanında propaganda yöntemleridir.

Büyük devletlerin dünyayı yönetirken kullandıkları yeni strateji istikrarlı müttefikler yaratmayı hedeflemektedir. “İyi olan kazansın” diyebileceğiniz bir savaş değildir yaşanan. İyi olan, dürüst olan değil, güçlü olan ikna edendir şimdi. Güçlü, bileği kuvvetli olan değil, istenilen sonuçları elde etmek için başkalarının davranışını değiştirme yeteneği en fazla gelişmiş olandır. “Eğer istediğim şeyi senin de istemeni sağlarsam, o zaman yapmak istediğim şeyi yapmak için seni zorlamam gerekmez,” mantığı ile sürdürülen yeni akıl bugün dünyayı yönetmektedir. Bu algı yönetimi içinse çok uzun zamandır insanoğlu okudukları, duydukları, gördükleri haricinde bir de farkında olmadan bilinçaltı propagandaya maruz kalmaktadır ki, bu modern zamanın yeni savaş tekniği, karşıdakini ikna etmek üzerine kurulmuştur.

Hangi konu olursa olsun mesajınızı iyi verir, ihtiyacınız olan tarifi, tanımı iyi yapar, gerekçenize de karşınızdakini ikna ederseniz akıl oyunlarının kazanan tarafı olursunuz. Önleyici meşru müdafaa Amerika’nın yeni stratejisidir. Bu strateji ile teröre karşı savaşta, savaş alanı kavramı ortadan kalkmıştır. Oyunu kendi yazıp yönettiği sürece ikna ettiği müttefik sayısını, gücünü arttıracak, sınırlarını geliştirecektir. Bu sınırlar acaba sadece fiziki sınırlar mıdır, yoksa düşmanla mücadelede yalnızca Amerika için değil, tüm dünya güçleri için insan zihni dahil her yer “savaş alanı” sayılmakta mıdır? Özgürlük ve demokrasi için en büyük tehdit, bilinçaltı savaş yöntemleri kullanılarak sizin özgür iradenizle doğru bulmayacağınız bir fikre, bir ürüne ya da yaşam tarzına hiç farkında olmadan ikna edilmenizdir. Bu asla adil bir savaş değildir. Eşit güçler arasında yapılmayan bu tek taraflı savaşta kurban peşinen kaybedendir, kendisine saldırıldığının da, saldırı yöntemlerinin de farkına varamaz. Zihninizi işgal ederek düşüncelerinizi kontrol altına almak isteyenler, siz uykudayken evinize sessizce giren hırsızlara benzerler. Üstelik adi hırsızlıkta ertesi sabah uyanıp, soyulduğunuzu fark edebilirsiniz, ancak gizlice zihninize girildiğinde olanı biteni, sizden nelerin alındığını ruhunuz duymaz. Doğada türler arasında güçsüz olanın güçlü olan tarafından avlanması gibidir beyninizin işgal edilmesi. Zihninizi ele geçiren, size ait her şeyi ele geçirmiştir. Beyinlerini kullanamayan insanlar beyinlerini kullananlar tarafından kullanılırlar. Peki, bu nasıl yapılır?

Modern insan daha iyi yaşamanın bedelini maruz kalarak öder. Gündelik hayatta ne kadar çok şeye maruz kaldığınızı düşünün. Radyasyona maruz kalırsınız, hormonlu gıdaya maruz kalırsınız, gürültünün, stresin, kitle iletişim araçlarının yönlendirmesine, etrafınızdaki kalabalıkların davranışlarına. Çoğunu bir noktadan sonra kavrayamadığınız bu maruz kalmaların şiddeti ile yıpranırsınız. Ancak, bilerek maruz olduklarımızdan çok, bilmeyerek maruz kaldıklarımız daha tehlikelidir. Zihin yönetimi, üstümüzde uygulanan en acımasız maruz bırakma tekniğidir. Bu yöntemle toplumsal belleğin alıcıları ile oynanarak toplumsal yargılar değiştirilebilir. Daha fit görünmeye çalışan modern insan, zarfın mektuptan daha önemli olduğu bilgisine maruz kaldığı andan itibaren dış görünüşe odaklanmış, iç bakımına da ihtiyaç duyduğunu ıskalamıştır. Oysa zihnimizin ne kadar çok bilinçaltı şiddete maruz kaldığını kavradığımızda, akıl sağlığımızı korumanın kilomuzu korumaktan neden çok daha önemli olduğunu anlarız.

Beyninizde aynalar olduğunu biliyor musunuz? Ayna nöronları, beynimizin tarayıcılarıdır. Başta işitme ve görme olmak üzere duyularımız aracılığı ile dış dünyadan gelen sinyalleri kaydedip yansıtan taklit yeteneği gelişmiş, beynin sosyal kapısı işlevini de gören oyuncu nöronlardır. Fizyolojinin, psikoloji ile ilişkisinin ispatıdır bu nöronlar. Esneyen birinin yanında esneriz, limon yiyen birini görünce ağzımız sulanır. Sürü psikolojisinin ortaya çıkması da bu nöronların marifetiyledir. Çevremizdeki insanların davranışlarını ve ruh hallerini ayna nöronları aracılığı ile kopyalarız. Diğerlerine benzeme arzusu bu nöronlara fazla mesai yaptırır. Ayna nöronları taraftarı harekete geçirip yönlendiren amigolar gibidir. Maç ya da mitinge katılan insanlar diğerlerini taklit ederek taşkınlık yapar, değişip dönüşerek gördüğünü yansıtmaya çalışırlar. Taraftar sıfatı ile bir gruba dahil olan seyirci, çılgın amigonun dümen suyuna girdiğinde tek başına olduğundan farklı biçimde davranır, grubun ortak tezahüratı onun sesinde yankılanır. Beynin çeşitli bölgelerine yerleştiği varsayılan bu nöronlar aynı zamanda başkalarının düşüncelerini ve davranışlarını kavrayabilmeyi inceleyen zihin kuramı açısından da oldukça önemlidir. Akıl okuma ruh sağlığı yerinde insanların sahip olduğu bir yetenektir.

Kırık ayna teorisi ise, kırılan aynanın uğursuzluk getireceğine dair batıl inancı doğrularcasına psikolojik açıdan da şansızlık sebebidir. Kırık aynalar şizofreni, otizm ve diğer bazı psikolojik rahatsızlıklara neden olur. Ayna nöronlarının merkezi, kırık olan otizmli çocuklar, kimseyle göz göze gelmeden, çevreyle ilgilenmeden, kendi dünyalarında yaşamaya çalışırlar. Görüntüyü zihne doğru yansıtamayan kırık aynaları olan kişiler, karşısındakileri doğru algılayamaz, empati kuramaz, anlayamaz, cenaze sırasında kahkaha atan insanlara benzerler. Ayna nöronları gözler aracılığı ile çevreyi kavramakla kalmaz, kulaklarla da seslerin algılanmasına yardımcı olurlar. Çevremizdeki insanların davranışları ve ruh halleri ayna nöronları tarafından kopyalanır. Aynamıza yansıyan kişinin yalnızca davranışlarını, mimiklerini değil, farkına varmadan sesini de taklit etmeye çalışmamızın sebebi budur. Peki düşüncelerini kopyalayabilir miyiz? Network toplumunda sosyal zihnin algılanması açısından ayna nöronları oldukça önemlidir.

Propaganda açısından Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı arasındaki fark, ikincisinde radyonun kullanılmasıdır. Yeni dünya savaşlarında ise, cep telefonundan internete pek çok silah kullanılmaktadır. Maruz bırakmak aciz bırakmaktır. Beyniniz çamaşır makinesinin uzun programında değil, farkında olmadan bilinçaltınızı hedef alan bu dijital bombardımana maruz bırakılarak yıkanır. Doğrudan zihninizi hedef alan subliminal mesajlar, sizi bunun için özel hazırlanmış müziklerin veya görüntülere maruz bırakarak bilinçaltınıza ulaşırlar. Subliminal müziklerin arka planında özel tekniklerle gizlenmiş cümleler vardır. Bu gizli cümleleri müziği dinlerken duymazsınız, ancak bilinçaltınız çoktan mesajı almıştır. Gözünüz bir saniyede yirmi dört kare algılayabilir. Yirmi beşinci kare kör noktanızdır. Yirmi beşinci kareye yerleştirilen mesajı gördüğünüzü bile anlayamadan zihniniz çoktan kaydetmiştir. Toplumun değerlerini ve önyargılarını değiştirmek, topluma yeniden format atmak için en çok tercih edilen yollardan biridir. Yirmi beşinci kare tekniği. Çocuklarımıza seyrettirdiğimiz çizgi filmler, izlediğimiz reklamlar, filmler, müzikler, çok sayıda farklı yöntemle bilinçaltımıza ulaşan dijital ses dosyalarına gömülen seks, şiddet ve ölüm içeren mesajlarla doludur. Medyanın maruz bıraktığı dayatmalarla neredeyse doğduğumuz andan itibaren düşük frekanstaki ses dalgalarıyla örtülü görüntülerle bilinçaltı bir zihin kontrolüne maruz bırakılıyoruz.

Beynimiz farklı hz’lerden oluşan frekanslara maruz kaldığında duyduğu dalga boyuna göre farklı tepkiler verir. Kan basıncı değişir, duyguları, davranışları, hissettikleri değişir. Heinrich Wilhelm Dove daha 1839 yılında insan beyin dalgalarını değiştiren özel ses dalgaları olan binauralritmleri fark etmiştir. Meditasyondan yaratıcı yazarlığa kadar pek çok alanda kullanılan bu ritimler günümüzde bilgisayar, mp3 ve akıllı telefonlar için bazı özel programlarla yer almaktadır. Bu özel frekansta yayılan ses, halüsinasyonu üreterek dinleyeni istenilen ruh haline sokabilir. İnsan beyni tüm duygu karmaşalarını alfa, beta, teda ve delta frekans aralıklarında yaşar. Stresliyken beynimiz beta dalgası üretir, dinlenirken alfa fazına geçeriz. İç dünyamıza döndüğümüzde, sanatla uğraştığımızda teda dalgaları ortaya çıkar. Derin uykuda delta frekansları devreye girer. Sesle tedavi, çok eski bir tedavi yöntemidir. Bugün de bazı psikolojik hastalıkların tedavisinde özel kulaklıklarla hastalara farklı dalga boyları dinletilmektedir. Geldiğimiz noktada insanlar yetmişten fazla ruh halini yaşatan ve internet üzerinden kolayca elde edilebilen “I-doser” adıyla anılan bu farklı seslerle beyinlerini uyuşturmaktadırlar. Bu sanal uyuşturucular, ölüm hissi, güçlü açık göz halüsinasyonları, yaratıcılık ve zeka arttırıcı ve hatta anestezi gibi birbirinden çarpıcı adlarla servis edilmektedir. Vücuda bilinen bir zararı olmadığı söylenen ve stereo kulaklıklarla beyni dönüştüren bu sesler sahiden o kadar masum mudur? Ya da uykuda size İngilizce öğreten masum yöntem, düşmanınız tarafından kullanıldığında savaş aletine dönüşür mü dönüşmez mi?

Ses ve görüntü ajanları, gözümüz görmese de kulağımız duymasa da, yorumlayan ve itiraz eden bilinç duvarını aşarak bilinçaltımıza ulaşır. İnsan psikolojisini etkileyen Bilinçaltı programlama, dijital dünyanın savaş aracı mıdır, kuşkusuz evet. 1964’te İngiltere, 1974’te ABD olmak üzere dünyadaki elli beş ülke insanların farkında olmadan maruz kaldıkları bilinçaltı programlamayı yasaklamış, insanları bu tekniklere karşı korumaya almıştır. Londra Üniversitesi Kings College öğretim üyelerinden matematikçi Prof. John G.Taylor, “Zihnin Gelecekteki Biçimi” isimli kitabında “Biz şimdi birçok zihin durumunu hemen hemen bütünüyle fiziksel yollarla kontrol edebiliyoruz,” diyor. Amerika’da doğrudan Beyaz Saray’a bağlı Zihin Araştırmalar Merkezi’nin olduğu CIA ve FBI’da bu konuda çalışan birimler bulunduğu sır değildir. Rusya ve Çin çok uzun süredir psikolojik harp ve zihin kontrolü alanında çalışmaktadır. Devlet sırrı olduğundan bugün dünya istihbarat örgütlerinin kitleleri yönlendirmek amacıyla kullandıkları yöntemler konusunda bilimsel açıdan hangi noktaya ulaşmış olduklarını bilmiyoruz. Dünya Af Örgütü’nün 1992 tarihli raporuna göre, “İnsanın zihni yeteneklerini bozmayı, yok etmeyi, değiştirmeyi hedefleyen sorgulama biçimi” suç ve ahlak dışı olarak tanımlanmıştır. Ancak, kazanan taraf savaşlarda genellikle her yol mübah mantığı ile hareket eder. Radiant enerji ile kuşatılmış bir evrende elektro manyetik hipnoz tekniğinin kitleler üzerinde kullanılmadığından ne kadar emin olabiliriz?

Bugün her birimizin bilgisayarında en son teknoloji ile güncellenmiş virüs programlarımız bulunmakta. Peki, aklımıza mukayyet olacak, bilincimize müdahale edilmesini önleyecek, savunma kalkanlarımız var mı? Cyber savaşların yaşandığı bu dünyada kişi olarak da, ülke olarak da bilinç düzeyimizi koruyacak bu zihinsel kalkanlara acilen sahip olamazsak yeni propaganda yöntemleri ile daha pek çok psikolojik harekata ve saldırıya maruz kalırız. İşte maruz kaldıklarımız konusunda kısa maruzatım budur.