Tanrı Suskun: Kuala Lumpur

Otobüs ile altı saatlik yolculuğun ardından Kedah eyaletinden başkent Kuala Lumpur’a varıyoruz. İlk durağımız Petronas İkiz Kuleleri oluyor. Tepesindeki antenlerle beş yüz yirmi yedi metreyi bulan seksen sekiz katlı yapı, 2004 yılına kadar dünyanın en yüksek kulesiydi. Taipei101’in yapılması ile tahtından olan Petronas, şu an bir holdingin yönetim merkezi. Devasa kulelere çıkmanın seksen beş Ringit (yetmiş lira) ücreti olduğunu duyunca toprağın iyi bir zemin olduğunu düşünmeye başlıyorum.

Petronas’ın hemen yanı başında muhteşem bir park bulunuyor. İçerisindeki farklı ağaç türleri ve havuzlar ile dinlenmek için mükemmel bir yer. Parkın içerisi hayli kalabalık, herkes anı ölümsüzleştirme peşinde. Burası, turistlerin Malezya’da en çok ziyaret ettiği yerlerden biriymiş. Parkı geziyorum, İsmet Özel’in cümleleri düşüyor aklıma:

“Ağaç, yaprak, meyve, kuş hepsi tamam, tastamam hepsi. Sanki biraz önce tamamlanmış gibi. Bu bahçede her şey hayran olunmak için…”

İkinci durağımız Batu Caves oluyor. Batu Caves, Kuala Lumpur’un on beş kilometre kuzeyinde yer alıyor. Otobüste, maymunlara saygılı davranmamız konusunda uyarılıyoruz. Zira buradakiler maymunun kutsal olduğuna inanıyor.

Altını çizmekte fayda var. Bir hayvanın kutsal sayılması o hayvana tapıldığı anlamına gelmiyor. Öyle olsa tapınağın kapısındaki adam çocuk azarlar gibi maymunu azarlamazdı. İnsan hiç muz istedi diye tanrısını azarlar mı? Otobüsten inince dev bir heykel ve merdiven karşılıyor bizi. Altınla kaplı altmış iki metrelik heykel, Hindu savaş tanrısı Murugan’a ait. Murugan, ordunun başkomutanı ve Hinduizmin Kaumaram mezhebinin birincil tanrısı. Bir süre Murugan ile bakıştıktan sonra iki yüz yetmiş iki basamaklı tapınağa doğru yola koyuluyorum. Dik merdivenler bitmek bilmiyor. Burada dikkatli olmak gerekiyor. Zira maymunlar elinizdekileri alıp kaçabiliyor. Özellikle yiyecek olduğunu fark ederlerse işiniz hayli zor. Elinizdeki poşetleri alıp içinde yiyecek var mı diye kontrol ediyorlar.

Nefes nefese varabildiğim zirvede üç bölümden oluşan bir mağara bulunuyor. Her bölümde farklı tanrı tasvirleri var. İnsanlar burada din adamlarının yardımıyla mum yakıp günahları için tanrılardan af diliyor. Bir süre çevreyi izliyorum. Hinduların renk kültürü tanrılarına da yansımış. Rengarenk tanrı heykelcikleri var dört bir yanda. Sonra genç bir din adamı çarpıyor gözüme. Alnında ve vücudunun üç ayrı yerinde üçer çizgi, boynunda üç farklı tespih. İşinin verdiği ciddiyetle tanrısının önündeki tütsüleri yakıyor. Tanrının boynunda üç çiçek, önünde üç ayrı mum. Tanrı suskun…

Yazar: Erhan İdiz