Sümerler M.Ö. 3500 yıllarında bilinen ve sembolün sesi belirlediği ilk yazıyı kullandılar. Fakat yazı; Akadlar, Elamlılar, Babilliler, Asurlular, Hititler ve Urartuların elinden geçerek değişikliğe uğratıldı ve Fenikelilerde fonetik dil oldu. Fenikeliler kendi alfabelerini çivi yazısından yararlanarak geliştirdiler.

Babillerde bulunan en eski yazıtlar, taş tabletlere kazınarak işlenmiş ve her biri bir sözcük ya da düşünceyi temsil eden işaretlerdir. Sonrasında en yaygın yazıt aracı olarak tablet şeklinde yapılan kil oldu. Ardından ideogramlar çivi yazısının hecesel işaretlerine dönüşse de, simgesel işaretlerin bir kısmı varlıklarını sürdürdü ve bunlardan alfabetik sesleri simgeleyen başka işaretleri de beraberinde ortaya çıkardı.

Yazının icadı “artık zamanı gelmiş olan bir fikir” olmasından çok, üretim koşullarının zorladığı bir yenilikti. Yazının içeriği kaçınılmaz olarak bu yeniliği arayan koşulların gereksinimini giderecek görevi ve içeriği taşıyarak, eski imparatorlukların yazı sistemleri o zamanların kültürel ve mental dünyasını anlamada önemli rol oynadığı belirtilir, fakat yazının gerçek önemi ekonomik, yönetim ve ticaret alanındaki anlamında yatar. Tapınakların geniş kaynakları denetlemeleri gerekliydi, gelirler hesaplanmalıydı, genişleyen kaynak temeli için tek bir kontrol sağlanmalıydı. En azından bu durum Childe’ye göre öyleydi.

Yazının ilk gereksinim duyulduğu ve kullanıldığı alan ekonomik konum olmasından ötürü, bu alandaki içerik, mülkiyetin belirlenmesi, imza, mübadelenin kaydı, hesap kaydı ve benzeri birçok biçimleri içerir. Yazının sonradan siyasal ve dini yönetimde kullanılması ile de, ekonomik içeriğe siyasal yönetim içeriği eklenmiştir. Bu içerikleri Anadolu uygarlıklarından kalan yazıtlarda pek bol bir biçimde görürüz. İçerik egemenliğin kendini ifadesidir ve egemenlik altındakinin sözü veya istemi yer almaz. Egemenlik altındakilerin istemleri ve davranışları, bu yazıtlarda düzenlenir.

Bir örnek ile, Hammurabi yasaları Babil İmparatorluğunun kölelik sistemini yasal bir çerçeveye oturtmuştur. Hammurabi yasalarında gaye, egemen kalabilmek için kölelikte köleliği adil gösteren adalet getirmekti. Anadolu’nun eski uygarlıklarının yazılı edebiyatı güç merkezinin kendini anlatımıdır. Mısır’ın en eski egemenlik edebiyatı piramit yazıtlarıydı. Bunlar firavunların mezarlarının duvarlarındaydı ve bu yazıtlarda firavunun tanrı olduğu tekrar tekrar iletildi. Eski dönemden sonraki edebiyatta yazıtların popülerleştiği görünür ve yazıtlarda günün kötülüklerine karşı protestolar, sosyal adalet talepleri, romantizm, kadın, şarap ve şarkılar işlenmiştir.

İlk yazı tablolar ve listelerle grafik biçimindeydi ve temsil olarak konuşmanın değil kelimelerin temsiliydi. Yazılarda efsaneler, halk öyküleri veya edebi biçimlere rastlanmaz; Babil’in tapınaklarında ve palaslarında bulunanlar idari ve ekonomik dokümanlardır. Sümer İmparatorluğu’nda geliştirilen en ilk yazı ticari amaçlı yazıdır. Böylece taşınan mallara bağlanmış, malların hüviyetini belirleyen ve kişisel mühürü taşıyan kil etiketler bu ilk yazı biçimlerini temsil eder. Sonradan kimlik belirlemede malları resimlerle temsil edilen listeler ve gönderenlerin yazılı imzaları kullanılmaya başlanarak, isim ve maddelerin detaylarını taşıyan tabletler yevmiye defterlerinin, mizanların ve muhasebe defterlerinin gelişmesine önderlik etti. Bu tür yazı sistemi kamu ekonomisi ve yönetimi ihtiyaçlarından yükselen bir temele dayanıyordu. Dolayısı ile, ilk yazı biçimleri gelişen bürokratik yapılarda ekonomik ve yönetim amaçlarla kullanılmıştır.

Hititlerde de yazıtlarda öncelikle yasal biçimlendirmeler ve diplomasi ve savaş hakkında ayrıntılı bilgiler veren siyasal gündelikler vardı. Hitit taş kabartmalarında iletilenler Hitit yönetici sınıfını ve köleci devleti koruyan tanrıların resmedilişi yanında, savaş sahnelerini, hayvanları, çiçekler, avcılar gibi günlük yaşamla ilgili canlı anlatımlar da yer alıyor olup, Hitit edebiyatından kalıntıların kalmaması ve Hatuşaş kütüphanesinin büyük bölümünün kaybolması yazı aracı olarak tahta tabletleri kullanmalarından kaynaklanmaktadır.