Geçmişe bakıldığında toplum, içerisinde statünün doğuştan getirdiği özelliklere bağlıydı. Kast örgütünde bir brahman sınıfından ya da hür veya köle sınıfından gelmek sosyal statüyü belirleyen ana etkenlerdi. Çağ değişti, günümüz dünyasında bazı şeyler ise revize edilmeden güncelliğini korudu. Terimler, sıfatlar değişti. Ama asla bu metafor eskitilemedi. Ve hatta gün geçtikçe kendini daha bir yeniledi. Rol karmaşası denilen bir olgu sebebi ile de şu an dahi bireyin toplum içerisindeki yeri o kişinin statüsünden besleniyor. Bu açıdan bakıldığında statü, bir kişinin toplum içerisindeki konumunu ve kim olduğunu gerçekten de belirtir mi?

Toplum içerisindeki tabakalaşma süreci, en temelde insanoğlunun bir arada beraber yaşama güdüsüyle ortaya çıkan bir kavram olarak öne çıkar. Ve toplumların temelinde yer alan katmanlaşma ise farklı şekiller ve farklı normlarda görülür. Buna göre tabakalaşma, toplumun sosyal yapısından bağımsız değil. Göreceli bir kavramdan da söz etmediğimizi hatırlatır isek, sosyal tabakalaşmada hiçbir tabaka diğerinden kesin çizgiler ile ayrılması da söz konusu olamıyor. Tabii ki zaman ile toplumdan topluma değişebilir. En nihayetinde sosyal statü, bireye birtakım sorumlulukları da beraberinde getirir.

Sosyal statü gelir düzeyi ile de tam olarak alakalı değil. Aile bireylerinin ve bir kuşak öncesinin eğitimleri ve iş durumlarına göre belirlendiğini de unutmamak gerekli. Bir başka değiş ile sosyal statü, doğrudan gelir gruplarını yansıtmıyor. Ancak, sosyal statü tanımı ile gelir grubu tanımını aynı imiş gibi düşünmek de bir yanlışı doğuruyor. Statü bize, başkaları ile karşılaştırıldığında, bireyin sosyal yerinin neresi olduğunu anlatmış oluyor. Oysa sosyal rol bize kişinin ne yaptığını anlatmaktadır. Ne de olsa sosyal rol geçici değildir. Çünkü yüksek gelir grubunu hedeflemek tamamen sosyal statüye dayandıklarında kitle tanımında bir yanlışlık söz konusu oluyor. Buna göre de, “eğitim seviyesi yüksek ise gelir seviyesi de yüksektir” ya da “geliri düşük ise eğitim seviyesi de düşüktür” gibi genellemeler ile oldukça sık yapılan hatalar bütünüdür.

Konuşmalardaki değişiklikler dahi buna bir örnektir. Bilinçli veya bilinçsiz olabilir, ancak ses karakterleri, sosyal statüyü iletmek için en önemli bir yol olduğu herkes tarafından biliniyor. Hem kadınların hem de erkeklerin, baskın ve prestijli olduğunu düşündükleri kişilere cevaben farklı eğilimler gösterdiği de geçmiş yıllarda yapılan araştırmalarca ortaya konulmuştu. Konuşma esnasında manipülasyon ve/veya yıldırma gibi yöntemlere başvuran kişilere karşılık olarak birçok zihinde dominant karakter olduklarını düşünmek ve bu statüdeki biri ile sohbet eder iken dahi daha düşük bir ses tonu ile konuşmak zorunda hissedilmesine sebebiyet veriyor. Derinlerine inildiğinde ise kökeni olarak da bunun ile son derece özdeşleşiyor.