Empire State binasının inşaatı sırasında yüzlerce metre yükseklikte bir iskelenin ucuna oturmuş dinlenen işçilerin fotoğrafını pek çoğumuz biliriz. Ve onca yükseklikte rahatça poz veren işçilerin cesareti fotoğrafı görenlerde hayranlık uyandırır. Peki, fotoğrafın asıl vurgulanmak istediği bu büyük cesaret midir?

Toplumsal belgeci fotoğrafçılığın ilk temsilcilerinden olan Lewis Hine’nin bu fotoğrafta asıl konu iş güvenliği sağlanmayan işçilerdir. Ve sadece bizim bildiğimiz meşhur fotoğraftan ibaret değildir. Binanın yapımı esnasında ölümün kıyısında, kötü koşullarda çalıştırılan işçilerin onlarca fotoğrafından oluşan bir seridir. Bu seri o dönemde toplumsal reform kampanyalarında kullanılmış ve toplum üzerinde oldukça etkili olmuştur. Hine’yi belgesel fotoğrafçılardan ayıran ve toplumsal belgeci yapan da budur: Fotoğrafları ile toplumun üzerinde bir etki yaratmak istemesi. Aynı fotoğrafçının işçi sınıfı ile birlikte çalıştığı birçok projesi vardır. Bunlardan bir tanesi de 1908’de maden ocaklarında, pamuk fabrikalarında çalıştırılan işçi çocukları belgelemek için Ulusal Çocuk İşçiliği Komitesi ile birlikte yaptığı fotoğraf projesidir. Bu projeden sonra komite ile birlikte ABD’li milletvekillerini yeni sanayi düzenlemeleri için ikna etmiştir.

Hine örneğinden de anlıyoruz ki toplumsal belgeci fotoğraf toplumsal bir değişmeyi hedef alır ve buna bağlı olarak çoğunlukla konusu da toplumsal olanaklara ulaşmaları daha zor olan sınıflardır. Belgesel fotoğraf yaklaşımının temel amacı ise konu edindiği olaylara sadece tanıklık etmektir. Yine de toplumsal belgeci fotoğraf ile belgesel fotoğrafı birbirinden keskin çizgilerle ayırmak çoğu zaman mümkün değildir. İki anlayış birbirine ikame eder durumdadır.

Toplumsal belgeci fotoğrafa vereceğimiz başka bilinen bir örnek ise Dorothea Lange’nin fotoğrafladığı “göçmen anne” yani 32 yaşındaki, yedi çocuklu bezelye işçisi Florence Owens Thompson’dur. 1930’lu yıllarda Amerika’da “Büyük Bunalım” olarak bilinen bir kuraklık ve yokluk dönemi yaşanmaktadır. Birçok insan açlık sınırındadır. Bu dönemden en çok etkilenenler ise tarım işçileridir. Göçebe olarak yaşıyor ve bulabildikleri tarlalardan beslenmeye çalışıyorlardır.

FSA (Farm Security Administration) kırsaldaki durumun vahametini anlamak için on dört fotoğrafçı görevlendirir. Onlardan biri de Dorothea Lange’dir. Lange, bir ay süren çekimlerden dönerken bir bezelye tarlasının yanından geçer. Tarlada Florence Thompson’u görür ve bir süre sonra tarlaya geri döner. Kadın eski yırtılmış bir çadırda çocuklarına sarılmış oturuyordur. Yanına yaklaşır biraz sohbet eder ve fotoğraflarını çeker. Thompson çocuklarını etraftan topladığı sebzelerle ve yakaladığı kuşlarla doyuruyordur. O gün Lange’nin çektiği fotoğraflardan biri Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük bir etki yaratır.
Bir toplumun çektiği sıkıntının tüm belirtilerini bir annenin yüzünde görmek toplumu harekete geçirmiş, yardım kampanyaları başlamış, ülkede bir birlik havası oluşmuştur. “Gazap Üzümleri” romanına da esin kaynağı olduğu söylenen “Göçmen Anne” fotoğrafı dünyanın en iyi belgesel fotoğrafçılığı örneklerinden biri kabul edilir.

Bu fotoğrafçıların dışında Walker Evans, Paul Strand, Roman Vishniac, Margaret Bourke-White ve W. Eugene Smith sosyal belgesel fotoğraf yaklaşımının önemli temsilcileri sayılır. Bu yaklaşımın günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri ise Sebastião Salgado’dur.
“Kimsenin fotoğraflarımdaki ışığı veya renklerin paletini takdir etmesini istemiyorum. Fotoğraflarımın insanları tartışmaların içine sürüklemesini, ses getirmesini ve insanları bilgilendirmesini istiyorum.” diyen Salgado, aslında iktisat eğitimi almıştır. Uluslararası Kahve Organizasyonu adına Afrika’ya yaptığı bir iş gezisinde fotoğraf ile tanışır. Daha sonra Paris’e taşınır ve fotoğrafçı olarak çalışmaya başlar. Birçok basın kuruluşu için foto röportajlar gerçekleştirdikten sonra 1979 yılında Mangum’a katılır.

Salgado da diğer toplumsal belgeci fotoğrafçılar gibi Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Af Örgütü, Mülteciler Yüksek Komiserliği ve Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü ile birlikte çalışır. 2002 yılında çocuk felcinin kökünü kazımak için gerçekleştirilen evrensel kampanyayı fotoğraflamak için Somali, Sudan, Hindistan, Kongo ve Pakistan gibi ülkeleri gezer. Uzun yıllar boyunca savaşları, yoksulluğu, ağır çalışma koşulları altında ezilen işçileri, köylüleri ve çocukları fotoğraflayan Salgado, 2004 yılında başladığı ve “Genesis / Yaratılış” adını verdiği son projesinde ise objektifini doğaya çevirir.

Fotoğraflarla insanın acısını, umudunu, dirayetini, hayatta kalma çabasını, yorgunluğunu bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya taşıyabilmenin, birbirine duyurabilmenin bir yoludur toplumsal belgeci fotoğraf. Bunu estetik bir dille yapar. Başka bir insanın acısını en estetik ve gerçek haliyle gösterir bize ve bir ses ister. Fotoğrafın karşısında bir adım, bir ses. Dünya üzerindeki örneklerinde fotoğrafın sesi tek başına cılız kalmış, hedefledikleri tepkiye ulaşmaları genelde reformist bir kurumun, örgütün desteği ile birlikte olmuştur. Bilginin ve görselin bu denli hızlı yayıldığı yeni çağda aynı ihtiyaç var olacak mıdır bunu hep birlikte göreceğiz.