Toprak ve Doku: Endülüs

Köprüler, solukları ırkları ve ideolojileri birbirine bağlar. Avrupa’dan Asya’ya uzanan köprüde geçen beş senenin ardından, İspanyol ve Arap ırkları Müslüman ve Hristiyan teolojilerini buluşturan Endülüs köprüsündeyim. 1492’ye kadar sekiz yüz yıl boyunca Müslüman egemenliğinde kalan Endülüs’ün en ünlü Arap padişahı Sultan Ebu Velid bin Nasr oğlu Sultan Ebu Haccas Yusuf bölgeye pek çok kütüphane ve medrese kurdurdu. Bölgenin bilim, ilim ve kültürünün gelişmesine büyük katkıda bulundu. Uzak topraklardan Avrupa’ya gelen Arap benliğinden hiçbir şey kaybetmedi, İspanyol’da öyle. İki dominant kültür birleşince ortaya bambaşka bir renk ortaya çıktı.

Bu coğrafyada aradığımdan fazlasını buldum, yine yanıldım, daha güzel yenildim ama çok şey öğrendim. Güneş doğudan doğar, batıdan batar ama her ülkede farklı ısıtır insanların kalbini. Endülüslülerin misafirperverliği, doğaya olan inançları ve kollektif kültür yapısı, bana geldiğim toprakları anımsatıyor; Anadolu! Ve kültür dediğimizde öncelik ile müziğe değinmeyi sağlıklı buluyorum çünkü müzik hissiyattır, kitaplar ise akılcı. Yıllarca acıların, göçlerin ve ayrılıkların yaraladığı toprakları ancak ruhla iyileştirebiliriz, ancak sanatla o kültürü tekrar tekrar yaşayabiliriz.

Endülüs bölgesinde İspanya’nın hiçbir bölgesinde bulamayacağınız bir kültür yapısını gözlemlemeniz mümkün. Sekiz yüz yıl boyunca bu bölgeye hükmetmiş olan Araplar, kültürlerini verimli güney topraklarına bir bir ekmiş. Bölgenin müziği Flamenko’nun sık sık Arap ritimleri ile harmanlandığına tanık olacaksınız. Fransız yönetmen Tony Gatlif’in Vengo adlı filminde ünlü Flamenko gitaristi Tomatito’nun ile Mısır sufi müziğinin önde gelen isimlerinden Sheik Al Tuni’nin efsanevi düeti, bu ılımlı birleşmeye biraz aşina olmanızı sağlayabilir.

Burada insanlar İspanya’nın pek çok bölgesine göre daha uzun yaşıyor. Belki hiçbir şeyi kendilerine dert etmediklerinden belki de meyve ve sebzeleri en doğal hali ile yediklerinden bilemiyorum, ama toprakların halkına fazlasıyla bonkör davrandığı her halinden belli!

Arapların ve İspanyolların anlaşamadığı tek nokta bir nokta var: Kadın! Arap kültüründe kadın ne kadar saklı, kapalı ve sosyal hayattan uzak ise, Endülüs kadını da bir o kadar güçlü, şehvetli ve özgürdür. Bizde erkek işleri diye beyan edilen işlere kollarını sıvar, eve hem ekmek hem sevgi getirirler. Bu anlamda Anadolu kadınına çok benzer Endülüs kadını.

Bunun yanında birbirinden uzak genler; İber, Fenik, Yunan ve Mağrip, İspanya’nın güneyinde buluşmuş ve ülkenin en güzel kadınlarını yaratmışlardır. Andalus kadınları İspanya’nın en hırçın ve maskülen kadınlarıdır. İstemediklerine baş kaldırır, sevdiklerine sonuna kadar sahip çıkarlar. Bu yüzden bu coğrafyanın dokusu kırmızıdır. Kadının, kanın, aşkın ve acının rengi. Yaşı yetmişe dayanmış Malaga’lı bir kadınla konuşurken babasının Flamenko dinlerken hüngür hüngür ağladığından bahsetti. Ayıbın İspanyolca tercümesi kadın içinde erkek içinde yoktur. Endülüs erkeği, kadını kadar güçlüdür, ama bunu kötüye kullanmaz.