Osmanlı Devleti 1640’lardan itibaren kargaşa dönemine girmiş ve fiilen dağılmanın eşiğine gelmiştir. 1656’da Köprülü Mehmed Paşa olağanüstü yetkilerle donatılarak sadrazam tayin edilir. Terör rejimi kurar. Anadolu valilerini Halep’te toplayıp idam ettirir. Üsküdar’dan Arabistan hududuna kadar siyasi tercihleri şüpheli görülen on – on iki bin kişinin kellesini aldırır.

Ölünce yerine oğlu geçer. Rejim konsolide edildiği ve direnecek kimse kalmadığı için daha sakin bir dönem olur. İktidarı on beş yıl sürer. Oysa önceki altmış yılın sadrazamlık süresi ortalaması bir yıldan kısadır. O ölünce Mehmed Paşa’nın evlatlığı ve damadı olan Kara Mustafa Paşa sadrazam olur. O da yedi yıl yönetir. Böylece hanedanın toplam yönetim süresi yirmi yedi yılı bulur. Osmanlı tarihinde eşi görülmemiş bir servet biriktirir. Duymuş muydunuz bilmem, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Vakfı halen bugün, yani 2017’de Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük mal varlıklarından biridir.

Sosyolojinin altın yasalarından biri servet, bir noktadan sonra devlete dönüşür. Yani bireysel hırs meselesi olmaktan çıkar, kalıcı bir siyasi iktidarın altyapısı haline gelir. Nitekim birtakım mel’unlar paşanın saltanat makamına göz diktiğine dair birtakım vesikalar uydurarak padişahı zehirlemeye kalkışırlar. Padişah 4’üncü Mehmed bu esnada otuz yıla yakın süreyle siyasi iktidarın odağından uzakta, Edirne’de ikamet eder, avla vakit geçirir. Dikkat buyurun: Türk ve İslam tarihinde en kabadayı hanedan bilemedin dört veya beş kuşak saltanat sürmüş, sonra yerine vezirin yahut kumandanın hanedanı geçmiştir. Osmanlı’nın rekoruna yaklaşan bile yoktur.

Köprülü politikasının püf noktası aralıksız savaştır. 1660’tan başlayarak önce Avusturya, ardından Girit-Venedik, ardından Lehistan, Rusya, gene Lehistan, Orta Macaristan seferleri yapılır. Bu seferlerin hepsine Evliya Çelebi katılmıştır. Ekonomik detayları mal bulmuş mağribînin coşkusu ve saflığıyla defterine kaydeder. Yağma seferleridir. Katılan herkes sebeplenir, evine beygir yüküyle mal, para, cariye ve köleyle döner; Devleti Âliye’ye ve padişaha ve onun vezirlerine hayır duaları eder.

Sürekli savaş politikası sonunda belasına çatar. Avusturya ile Lehistan, ardından Rusya ve Venedik Osmanlı’ya karşı birleşirler. Akil adamlar Mustafa Paşa’ya aman duralım, barışalım diye telkin ederler; padişah da onlara meyleder. Oysa paşa bu noktada durmanın kendisi ve hanedanı için ölüm olacağını bilir. 1683’te Viyana’ya yürür. Hezimete uğrar. Fırsat bu fırsat deyip ertesi hafta idam ettirirler. İzleyen beş on yıl içinde bütün Macaristan ve peşinden bütün Balkan Yarımadası elden çıkar. Allahu Teâlâ’nın inayetiyle o sırada Fransa “Bu Habsburglar bu kadar büyürse canımıza okur.” deyip Avusturya’ya savaş açtığından harbin dengesi döner, Karlofça ve onu izleyen antlaşmalarla Belgrad’dan berisi daha iki yüz yıllığına Darü’lislam’ın koruyucu ve şefkatli kanatları altında kalır.