2013 yılında öğretmenlik yaptığım bir kurumdaki lise ve orta okul öğrencilerine Türk korku filmleri üzerine yapacağım akademik bir araştırma için “Mitoloji denildiği zaman aklınıza ne geliyor?” sorusunu yönelttiğimde aldığım cevaplar “Yunan mitolojisi” ve “Mısır mitolojisi” olmuş, biraz bilenleri ise “İskandinav mitolojisi”ni de belirtmiştir. Bunun yanında 2016’da Türk kültürü teması için destek verdiğimiz İzmircon 2016 etkinliğinde ise birçok gencin Türk kültürüne ve Türk mitolojisine olan ilgisi hepimizi mutlu etmişti. Peki ne olmuştu bu üç yılda?

Aslında Türk kültürü ve Türk mitolojisine yönelik her zamankinden çok da fazla bir üretim olduğu söylenemezdi. Bu, bir olumsuz eleştiri olarak algılanmamalıdır. Aksine, özellikle yüz yılı aşkın Türk halk bilimi araştırmaları tarihinde ve belli bir seviyeye ulaşmış Türk fantastik ve korku edebiyatlarında başarılı araştırmalar ve eserler verilmekteydi. Burada önemli olan nokta tabiri caiz ise konuyla ilgili çocukların bir şeyler araştırması, ilgilerinin peşinden gitmesi ve bunu sevdikleri alt kültür dairesinde görmek istemesinin bir sonucudur. Fantastik edebiyat, korku edebiyatı, bilimkurgu edebiyatı ve yakın türlere ilgi duyan çocuklar, mensubu oldukları Türk kültüründen ögeleri bu alanlarda da görmek istiyorlardı. Bu yazıda “konuyla ilgili çocuklar” olarak adlandırabileceğimiz, fantastik edebiyat ve korku edebiyatı gibi türlerle ilgilenen, bu alanda eserler veren bazı Türk yazarlarını örnek olarak Türk mitolojisi ve Türk fantastik/korku edebiyatları arasındaki ilişkiye değinmek amacındayım. Buradaki çocuk ifadesi iki türlü gönderme yapmaktadır. Biri mevzubahis edebî türleri hâlâ çocukça görüp ciddiye almayan kitlelerin ifadesiyken diğeri bu alanla ilgilenen yazar veya okutucu tüm bireylerin olmaktan mutlu oldukları yetişkin çocukları ifade etmektedir.

Biraz ilgili kişilerin bileceği üzere fantastik edebiyat, korku edebiyatı ve benzeri türler yaratıcılarının ilk eserlerini ürettiği günlerden bu yana mitler ve mitoloji ile yakından bağlantılı olmuştur. Hatta insanlığın en erken dönem üretimleri olan mitlerin bizzat kendisinde fantastiğin ve korku unsurlarının kendisini bulmak mümkündür. Mitler; tanrıların, olağanüstü varlıkların, fantastik kahramanların, canavarların, şeytanların ve daha birçok iyi ya da kötü olarak algılanan harikulade canlının yer aldığı anlatılardır. İnsanlar en erken dönemlerinde mitleri yaratırken düşüncelerinden, hislerinden yola çıktı ve hem kendisini hem de etrafındaki dünyayı keşfederken olağanüstülüklerle, korkularla tanıştı ve bunları tanımlayıp ifade etmeye başlayarak belki de ilk fantastik edebiyat ve korku edebiyatı üretimlerini gerçekleştirdi. İlerleyen dönemlerde destan, masal, efsane gibi türler de fantastik ve korkunun üretimlerine katkıda bulundu.

İnsanlığın hayal gücü diğer tüm unsurlarıyla birlikte gelişmeye ve üretmeye devam etti. Bu da yazının üretime geçtiği dönemde yazıyı kullanan kişileri derinden etkiledi. Dünya edebiyatında birçok yazar mitlerden ve mitolojinin sağladığı bilgiden eserlerinde faydalandı. Bu faydalanma süreci fantastik edebiyatın ve korku edebiyatının temel dinamiklerinden biri hâline geldi. Söz konusu türlerin en tanınmış isimleri arasında sayabileceğimiz Lovecarft, Poe, Beckford, Stoker, Hoffmann, Shelley ve tabii ki Tolkien, dünya mitlerinden ve mitolojilerinden faydalanarak eserlerini oluşturdular. Örnek olarak Lovecraft “kozmik korku” olarak da adlandırılan bir tür yaratırken tanrılarıyla, canavarlarıyla, büyüsüyle, inançlarıyla ve daha birçok karanlık örüntüyle bir Cthulhu mitosu yaratmayı başardı. Mitler ve mitolojiden esinlenerek mitik bir fantastik edebiyat, korku edebiyatı oluşturdu. Tolkien de mitolojiden etkilenen ve adeta bir mitoloji oluşturan isimlerin başında gelir. Tolkien legendarium olarak da adlandırılan kendi mitolojisini oluşturmaya çabalamıştır. Yunan, Kelt, Roma, Germen, İskandinav ve Fin mitlerini çok iyi bilen Tolkien Silmarillion, Yüzüklerin Efendisi gibi eserleri başta olmak üzere tüm eserleriyle İngilizlere ait bir mitoloji oluşturmaya çabalamış ve bunu da bildiği tüm mitler ve mitolojilerden esinlenerek yapmıştır.

Örnekler elbette ki artırılabilir. Burada önemli olan nokta bu isimlerin mitlerden ve mitolojiden etkilenerek büyük bir edebiyat yarattıkları gerçeğidir. Fantastik edebiyat ve korku edebiyatı yazarları mitlerden ve mitolojilerden etkilenerek eserlerini oluşturmuş ve belli bir edebî kültür alanı inşa etmişlerdir. Peki, Türk edebiyatında bu durum nasıl işlemiştir? Elbette ki burada değinilen Türk edebiyatı, Türk fantastik edebiyatı ve Türk korku edebiyatı gibi kavramlar kitaplarca anlatılacak geniş sahalardır. Özellikle Türk ifadesini sadece Türkiye’yi değil, Balkanlar’dan Sibirya’ya, Anadolu ve Orta Doğu’dan Çin’in içlerine kadar tüm Türk dünyasını kapsayacak şekilde kullanırsak tek başına bir kütüphane oluşturacak kadar eser ortaya konulabilir. Bu sebeple burada Türkiye sahasından belli miktarda bilgiye değinilerek Türk mitolojisi ve Türk fantastik edebiyatı ile korku edebiyatı üzerinde bir deneme yapılacaktır.

Ziya Gökalp, Mehmet Fuat Köprülü ve Rıza Tevfik’in yazılarından bu yana yüz yılı aşkın bir süredir sistematik bir şekilde ürünler verilen Türk halk bilimi sahasında Türk mitleri ve mitolojisiyle ilgili de belli sayıda eser üretilmiştir. Bahaeddin Ögel, Fuzuli Bayat, Pertev Naili Boratav gibi Türk araştırmacıların yanında Jean Paul Roux, Mircea Eliade, A. V. Anohin, Radloff gibi birçok yabancı isim de Türk mitolojisi üzerine eserleriyle temel bilgiyi ortaya koymuşlardır. Geçmişten günümüze Türk mitolojisi üzerine çalışan özellikle Türk halk bilimi araştırmacıları Türk mitolojisiyle ilgili verileri ortaya koymuş ve ulaşılabilir bir hâle getirmiştir. Elbette ki araştırılması gereken daha çok unsur vardır. Fakat yine de belli bir külliyata erişilmiştir. Türk mitolojisi, Türk destanları, masalları, efsaneleri başta olmak üzere Türk kültürünün birçok noktasını açıklığa kavuşturan birçok eser özellikle gelişen teknolojiyle birlikte çok da karanlıkta kalmamaktadır.

İşte bu eserleri inceleyen ve bir Türk fantastik edebiyatı ve korku edebiyatı yaratmak isteyen yazarlar Türk mitolojisinden esinlenerek eserler ortaya koymuşlardır. Bu noktada ele alacağım ilk örnek Anadolu Korku Öyküleri serisi olacaktır. 2017 yılının sonunda Yılgayak adıyla üçüncüsü çıkan bu serinin yazarları serinin başından beridir “bizden, kültürümüzden bir korku edebiyatı” yaratmak düşüncesiyle hareket ederek üretimde bulunmuşlardır. Başarılı yazarlar olan Galip Dursun, Demokan Atasoy, Işın Beril Tetik ve Mehmet Berk Yaltırık gibi isimlerin yanında çok kaliteli kalemlerin de yer aldığı seride tüm hikâyeler Türk kültüründeki korku mitleri ve korku unsurlarıyla örülmüştür. Serinin üç kitabında da yer alan farklı farklı yazarlar bu seri dışında da fantastik edebiyat ve korku edebiyatı alanında üretimlerine devam ederken serinin üçüncü kitabının arka kapak yazısı dikkat çekicidir: “Türk mitolojisi, Erliğin Kızları, Cemre ve Nevruz da bu kitapta, define peşinde koşup hırslarına yenilen, zeytin ağaçlarının ya da lanetli taşların gazabına uğrayanlar da.” Buradaki Türk mitolojisi vurgusu ve Türk mitolojisinin İslamiyet öncesi ve Sibirya coğrafyasına ait şeytanı olan Erlik ve onun kızlarına yapılan gönderme bu eseri üreten yazarların Türk mitolojisini “bildiği” ve “kullandığı”nın henüz kitabı okumadan görülen bir ispatıdır. Zaten halihazırda üç seride de yer alan tüm yazarlar net bir şekilde Türk mitolojisi üzerine araştırmaları yakından takip eden isimlerdir. Bu seri Türk mitolojisi ve Türk fantastik edebiyatı, Türk korku edebiyatı ilişkisi ve üretimin kalite seviyesinin son derece yüksek olması noktalarında başarılı bir örnektir.

“Hayal Et Hikâyeleri” ve “Demir Dövme Öyküleri” ile harika işler çıkaran Murat Başekim de özellikle DG adlı eseriyle anılması gereken bir isimdir Özellikle DG kitabının arkasında benim de Türklerin Şeytani Masalları adlı kitabımda incelediğim Enkebir, Kıbilik, Mekir, Koncolos gibi isimleri anması ve kitabının isminin de Türk kültüründeki mitik bir tip olan Deli Gücük’ün kısaltması olması yazarın Türk mitlerini iyi bildiğinin yine hikâyelere giriş yapmadan görülen bir işareti ve ispatıdır.

Özellikle son on beş, yirmi yıllık dönemde bu tip eserler üreten yazarların sayısı artırılabilir ve birçok isim anılabilir. Metin Savaş ve kitabı Erlik, Özgür Özol ve Türk mitolojisine ait mükemmel bir anlatı sunan eseri Ilgana, Uğur Batı’nın Azraa-Eel Menkıbeleri gibi eserler de “Türk mitolojisini bilen, Türk mitlerine ait bilgilere hâkim yazarların ürettiği Türk fantastik edebiyat ve korku edebiyatı” üretimleridir.

Peki bu noktada Türk fantastik edebiyatını ve Türk korku edebiyatını geliştirmek için neler yapılmalıdır? Bu sorunun birkaç yönü ve dolayısıyla birkaç cevabı vardır. İlk olarak fantastik edebiyata, korku edebiyatına ve benzeri diğer türlere olan bakış kırılmalıdır. Ülkemizde hâlâ birçok edebiyat araştırmacısı bu türleri çocukça bulmakta ve bu türlere ve eserlere tam tabiriyle burun kıvırmaktadır. Başta belirttiğim “çocuk” meselesine tekrar dikkat çekmekle birlikte birçok edebiyat araştırmacısı bu türleri, türlerin dünyadaki özellikle edebiyat ve sinema alanındaki başarısına rağmen, çocukça bulmaktadır. Bu algı acilen yıkılmalı ve özellikle araştırma sahalarında Türk fantastik edebiyatına ve korku edebiyatına daha çok yer verilmelidir.

Bir diğer husus ise yazarlarla araştırmacıları ve tabii ki eserleri buluşturmaktır. Türk mitolojisine ilgili fakat asıl işi bunu araştırmak olmayan bir yazar, bir Türk halk bilimci gibi yüzlerce eser okumaya vakit ayırmayabilir. Bu noktada Türk mitolojisiyle ilgili yazarlar başta olmak üzere grafikerler, müzisyenler, senaristler ve daha birçok sanatsal üretim alanında ürün verenleri destekleyecek eserler üretilmelidir. Bir diğeri de elbette ki Türk fantastik edebiyatı ve korku edebiyatı alanında üretimde bulunan yazarların eserlerinin desteklenmesidir. Türk fantastik edebiyatı ve korku edebiyatı başarılı üretimlerle yoluna devam etmektedir.