Kadının Görsel ve İşitsel Obje Edimi

Marx’ın beşli şemasını göz önünde bulundurduğumuzda, feodal dönemden günümüze kadının iş yaşantısına katılış biçiminde önemli değişiklikler olmuştur. Sanayi Devrimi’nin ardından gerek kamusal alanda, gerekse hizmet sektöründe yer alan kadınların sayısı hızla artmıştır. Günümüzde medyada; yazılı basında arka sayfa kapak güzeli olarak, internet gazeteciliğinde tıklanma sayısını arttırmak amaçlı fotoğraf galerilerinin içinde, ulusal televizyon reklamlarında, kliplerde, dizi veya filmlerde kadının temsili çoğunlukla cinselliği üzerinden olmaktadır. “Kadın” ve “kadınlık” kavramını, kavramın kendisi üzerinden açıklamanın mümkün olmadığını, disiplinler arası çalışmalar bize göstermiştir. Yaşamla ilgili temel sorunların çözümü, kökenlerle ilgili sorular, cinsel olandan geçmeden çözülemez. Batı dillerinde kullanılan seks sözcüğünün “section” yani bölünme sözcüğünden geldiğini anımsamak, cinselliğin hem kadın hem erkek olarak ayırıp birleştirdiğini gösterir.

Cinsiyet, kimlik kartına yazılan bir olgu olarak çıkar karşımıza. Ancak, bir cinsiyete ait olmak ötekine ait olmamak demektir, bu da başkasılığa gönderme yapar. Kadın ve erkek kavramlarının psikanalitik açılımından öte, tarihi sürece baktığımızda durum biraz daha karmaşıktır. Dini açıdan özellikle Gnostik düşüncede Havva’nın Gnosise ilk ulaşan olduğu için Adem’den üstün olduğu kabul edilir. Bu nedenle de dişi tanrısallığı kabul etmişlerdir. Gerçi bazı kaynaklarda da cennetten kovulmanın nedeni olarak gösterilen dişi sembol nedeni ile kadınlar özellikle ortaçağda şeytani varlık olarak düşünülmüştür. Kadınlık ve erkeklik olgusunun tarihin her döneminde karşılıklı bir iktidar mücadelesi içinde olduğu bilinir. Bilmediğimiz bir nokta ise, genelde tarih yazıcılarının da erkeklerden oluşması. Bir eril tarih bakış açısı yaratmış ve tarihin aktarımında bu durum erkeği öne çıkarmıştır. Eril tarih yazımı ve buna bağlı olarak yöntemlerin oluşturulmasından sonra gelişen feminist akım, bu çelişkiler arasında kendi bakış açısını hâlâ yaratma mücadelesi içindedir.

Tarihi çalışmalarda bakılan yer neresi ise, sonuç o noktadan şekillenmektedir. Bazı kaynaklar erkeğin egemen olduğu tezini inatla savunurken bazıları ise, kadının tarih sürecinde ciddi olarak bazı toplumlarda ön planda olduğunu söyler. Örneğin; Yasemin Tümer Erdem ve Halime Yiğit’in hazırladığı çalışmada, kadının özellikle iktisadi hayattaki yeri incelenmiş ve kadınlar lehine önemli bulgular ortaya konulmuştur. Araştırmacılara göre; kadın ve erkek Türk toplumunda eşit kabul edilen bir durumdadır. Tüm bu veriler ışığında bile cinsiyet üzerine yapılacak çalışmalarda, araştırmacının dikkatli ve derinlikli çalışma yapması zorunludur. Kadın, tarihte her alanda, özellikle üretimde var olmuş, fakat görmezden gelinmiştir. Marksist bakış açısına göre ise, iş bölümünde kadın eve kapanarak toplumsal yapı içinde iktidarı erkeğe bırakmıştır.

Müzik dünyasında önemli çalışmalara imza atmış kadınlar olmasına rağmen, bu konuda sağlıklı bilgiler ancak tozlu raflarda gün ışığına çıkmaya başlamıştır. Yine de sorgulanması gereken iktidarı yaratan cinsiyet mi? Cinsiyetlerin ben kadınım veya erkeğim diyerek iş yapması mı? Bireyler yaptıkları işte cinsiyet temelli düşünmedikleri sürece iktidar kavramı muğlaklaşacaktır. Bunu başarmak için öncelik, yaptığımız işte olmalı. “Besteci olmamın ve beni beste yapmaya iten sebeplerin, ilk bakışta kadın olmamla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki, böyle bir ilişki varsa dahi, bunun muhtemelen işin içinden çıkılamayacak kadar derin psikolojik nedenlerini irdelemek pek de içimden gelmiyor.” Bu sözleri bir kadının kadın olarak değil, besteci-müzisyen olarak iktidar savaşının neresinde durması gerektiğine dair ciddi bir tavır olarak değerlendirmek ve bu kanaldan algılamak gerekir.

Kadınlar genellikle müzik alanında önemsenmemesine rağmen, müzik konularında merkez noktadadır. Önemsenmemenin asıl nedeni ise yazarların erkek olmasındandır. Yine de kadınlar müzik alanında varlık gösterebilmişler ve tarihte önemli katkıları ile bir boşluğu doldurmuşlardır.  Maddalena Casulana, müziğini profesyonel olarak yayınlayan ilk kadın bestecidir. Uzun yıllar sonra kadınlar müzik alanındaki varlıklarını perçinlemişler ve bir adım ileri giderek Kadın Besteciler Birliği’ni kurmuşlardır.

Müzik konusunda sembolleşmiş bir kadın ismi göstermek gerekirse şüphesiz akla ilk olarak Clara Schumann gelmelidir. Onun müzik yaşantısı başlı başına bir mücadele örneğidir. Eşinin gerisinde durması, ona destek olması, ilk notasız çalan kişi olarak müzik tarihine geçmesi ve diğer çalışmaları, onu müzik tarihinde ayrı bir yere konumlandırmamıza neden olur. 20’inci yüzyıl başına kadar kadın ve erkeğin mücadelesindeki gelişmeler, teknolojinin ivme kazanması ile başka bir boyuta çekilir. Mücadele artık siyasi alandan yaşamın her alanına yayılma göstermiştir. Özellikle medyanın teknolojik sıçrayışı kadın ile erkek ilişkilerinin yeniden sorgulanmasını gündeme getirmiştir. Medyanın gelişmesi, ürün pazarlamasına yeni bakış açıları getirirken, aynı zamanda kullanılan simgelerin cinselliğe kayması dikkat çekici bir olgudur. Bu noktada insan zafiyetleri açık bir şekilde dikkate alınmakta ve alakasız ürünler cinsel objelerle, özellikle kadın olgusu ile pazara sunulmaktadır.

Medyada kadının yer aldığı alanlardan biri de televizyondur. Televizyon, sesin ötesinde görselliğin kullanıldığı en önemli kamusal iletişim aracı olarak yaşantımıza girmiş bulunmaktadır. Yayın giderlerinin reklam gelirleri ile karşılandığı düşünüldüğünde, pazarlama stratejilerinin şekillenme biçimleri de ortaya çıkmaktadır. Kadın burada yine bir fenomen ve ürün sunum objesi niteliğine bürünmüştür. Televizyon, hayatımızda yer almaya başlamasıyla birlikte hiç kuşkusuz vaktimizin de önemli bir kısmını işgal etmeye başlamıştır. İnternetin yadsınamaz popülerliğine paralel olarak televizyon izleme alışkanlığı da toplumumuzda artış göstermeye devam etmektedir. İlk televizyon yayınının yapıldığı günden günümüze toplumsal yapıda, sosyo-kültürel yapımızdaki değişiklikler yapılan yayınlara, programlara, haber sunumlarına da yansımıştır. TRT’nin kadına biçtiği geleneksel rollerle 1990’dan itibaren yayına başlayan özel televizyonların kadına verdiği rol bir hayli farklıdır.

Konuya iki yönden yaklaşabiliriz: İlki kadınların ulusal kanallarda yer alma biçimi, ikincisi de medyadaki yayınları izlediklerinde kadınların durumu algılama biçimleri. Ayrıca, medya sektöründe erkek egemenliğinin bariz biçimde hissediliyor oluşu, yayınlardaki kadın olgusunun önemini bir kat daha arttırmaktadır. Çünkü, kadının bir meta olarak görülmesi ve eril söylemin baskınlığı yine en çok kadınları rahatsız etmektedir. Yazılı basında genellikle üçüncü sayfa haberlerine konu olan kadın, magazin programlarında ve haberlerde ezilen, mağdur olan, cinayete kurban gitmiş, aldatılan, statüsü düşük işlerde çalışan, siyasal, sosyal ve kültürel alanda yer edinememiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadın ya geleneksel roller içinde gösterilmekte ya da cinsel obje olarak sunulmaktadır. Bu ikili yapı gösterilerek bir taraftan da kadına hangi rolü benimsemesi gerektiğinin mesajı verilmektedir. Medyadaki kadının metalaştırılması; kadının kimliksizleştirilmesine, toplum yaşantısında ikinci planda tutulmasına, tüketim nesnesi olarak görülmesine sebep olmakta ve medyada ayrımcı bir dil üretilmesini körüklemektedir.

Sosyologlar, radyo ve televizyonun işlevleri noktasında şu maddeleri sıralarlar: Haber verme, eğitme, eğlendirme, ürün ve hizmetlerin tanıtımı, ikna etme. Bütün bu işlevlerin nihai hedefi, davranış değişikliği yaratmaktır. Yayıncılığı kamu yayıncılığı ve ticari yayıncılık olarak ayırdığımızda, bu iki yayıncılık tipinin birbirinden çok farklı amaçları olduğu görülür. Kamu yayıncılığının amacı, seyirciye ulusal kimliği aşılamaktır. Ticari yayın kuruluşları ise seyirci sayısını arttırarak reklam verene satmayı hedefler. Kamu yayıncılığının önceliği yayınların kalitesi iken, ticari yayın kuruluşları için öncelik izlenme oranında başta olmaktır. TRT’de yayınların oranları, dönemler göz önüne alınarak planlanırken özel kanallar ise eğlence-şov amaçlı yayınları tercih etmektedir. Bu eğlence programlarının çoğu da yurt dışından alınan müzik yayınları ile şov programlarıdır.

Dördüncü Dünya Kadın Konferansı’nda, kadınların medyada yer alışının dengeli ve klişeleşmiş yargılardan uzak tanımlanması gerektiğini vurgulamıştır. “Ülkemizde işitsel ve görsel yayıncılığa ilişkin mevzuat olan 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un yayın ilkeleri başlıklı 4’üncü Maddesinin (d) bendinde insanların cinsiyet ve benzeri nedenlerle hiçbir şekilde kınanmaması ve aşağılanmaması, (s) bendinde program hizmetlerinin bütün unsurlarının insan onuruna ve temel insan haklarına saygılı olması, (u) bendinde karşı şiddetin ve ayrımcılığın teşvik edilmemesi ve (v) bendinde yayınların şiddet kullanımını özendirici nitelikte olmaması hüküm altına alınmıştır. Ayrıca Radyo ve Televizyon Yayınlarının Esas ve Usülleri hakkında, yönetmeliğin 3’üncü bölümünde reklamların ırk, cinsiyet veya milliyet alanlarında ayrımcılık içeremeyeceği belirtilmiştir.”

Uluslararası bir incelemeye göre, dünyada kadınlar medyada istihdam edilme açısından ikincil durumdadır. Dünyada kadınlar, radyo muhabirlerinin %28’ini, basın çalışanlarının %26’sını, televizyon muhabirlerinin %36’sını oluşturmaktadır. Televizyon haber sunucuları oranında kadınlar %56 ile öndedir, ancak otuz beş yaşından sonra bu oran fiziksel görünümün değişmesine paralel olarak düşmektedir. Medyada yönetici ve karar verme mekanizmalarında görev alanların çoğu erkektir. 1980’li yıllardan sonra kadın çalışanların sayısında artış gözlense de beş çalışandan yalnızca biri kadındır. Bu durumda da sistem en baştan erkek egemen değerlerle şekillenmeye başlamıştır.

Medya İzleme Grubu’nun yaptığı bir araştırmaya göre; yazılı basında yayın yönetmenlerinin tümü erkektir. Köşe yazarlarının %12’si kadın, haber kaynaklarının ise yalnızca %18’i kadındır. Ulusal televizyon kanallarında siyasi tartışma programı yapanların hepsi erkektir. Ulusal haber kanallarında ana haber yönetim kadrolarının %16’sı kadın iken, ana haberlerde dış seslerin %25’i kadındır.

Cumhuriyet döneminde kadınların iş hayatına girmesini teşvik eden reklamlar yapılmıştır. Bu dönemin reklamlarında kadınlar, hem ekonomik bağımsızlığını elde etmiş, hem de ev işlerini yapan kadın olarak gösterilmiştir. Kadınlar 1950’lere kadar hemşire, sekreter, daktilo yazan rollerinde sunulmuştur. 1970’lerde TRT’de haber spikeri olarak işe başlayan Jülide Gülizar ile TRT Genel Müdürü İsmail Cem arasında şöyle enteresan bir diyalog geçer: İsmail Cem, Jülide Gülizar’a; “Siz televizyonda haberleri okurken kendimi güzel bir resim izliyormuş gibi hissediyorum” der. Gülizar, bu sözler karşısında şaşırır, fakat Cem, “Ben görünüşünüzle ilgilenmiyorum. Televizyonda son derece başarılı bir Türk kadını görüyorum. Çirkin görünebilirsiniz; fakat başarınız bütün olumsuzlukları yok ediyor” diyerek kendisine endişe etmemesi yönünde telkinde bulunur. İlerleyen zamanlarda İsmail Cem ve danışmanı Mehmet Barlas, tüm dünyada haber spikerlerinin erkek olduğu, izleyicilerin kadın spikerlerin bedenlerine odaklanmaları gerekçeleri ile, Gülizar’ın işine son verir. Cumhuriyet ideolojisi, kadınların iş yaşamına katılmasını dişiliklerini geri plana atmaları koşuluyla onaylamıştır.

Ulusal televizyonlarda kadın, ya hiç yer almamakta ya da geleneksel rollere bürünmüş şekliyle karşımıza çıkmaktadır. Medya, kadınları beden olarak görmekte ve metalaştırmaktadır. Kadın betimlemeleri iki keskin uç arasında sergilenmektedir. Kadın ya kötü kadın olarak gösterilmekte ya da iyi anne ile eş olarak sunulmaktadır. Buna bağlı olarak da kadın kışkırtan, erkek ise cinsel isteklerini engelleyemeyen olarak kabul edilmektedir. Ulusal televizyon kanallarında kadın üç şekilde karşımıza çıkmaktadır. Çalışan kadın, ev kadını, cinsel obje olarak kadın. Özellikle reklamlarda dış sesler genellikle erkek sesidir. Çalışan kadın olarak gösterildiğinde bile tek başına değil, erkeğin tamamlayıcısı rolündedir.

Kadınlar iş yaşantısına genellikle domestik işlerin uzantısı olan mesleklerde başlamaktadır. Hemşirelik, hostes vb. Kadına; sakin, eğlendirici, duygulu, iyi eş, iyi anne olması; erkeğe ise güçlü, zeki, mantıklı olması yakıştırılmaktadır. Böylece kadınlar, belirli mesleklerde yoğunlaşmaya başlamış ve pilot ile hostes, iş adamı ile sekreter gibi ayrımlar ortaya çıkmıştır. Reklamlar, tüketiciyi etkilemek ve tüketimi artırmak amacıyla başvurulan araçlardır. Reklamlarda kadının cinsel bir obje olarak sunumu da giderek artmaktadır. Ürün ve hizmet tanıtımlarında kadın bedenine çokça başvurulmaktadır. Araba, lastik, gıda ürünleri ve benzeri pek çok alanda kadın ekranda bedenini teşhir ederek yer bulabilmektedir.

Reklamlarda, filmlerde, şov programlarında, haberlerde kadına iyi anne ve iyi eş rolü biçilmiştir. Bunu, temizlik, yemek ve çocuk bakımı ile gerçekleştirir. Kadınların, reklamlarda gösterildiği yerler genellikle mutfak, banyo ve alışveriş merkezleridir. Bu reklamlarda kadına öğüt veren dış ses ise erkek sesidir. Günümüzde trend şu yönde değişmiştir: Bireyler artık yaşam stilleri ve görünüşleriyle itibar kazanmaktadırlar. Kişinin ahlâki durumu, siyasi görüşü yerine nasıl göründüğü önem kazanmaktadır. Magazin programları, diziler, reklamlar, seyircileri daha fazla tüketmeleri konusunda görsel ve işitsel olarak sürekli uyarmaktadır.

Günümüzde kadınlar daha çok tüketen pozisyonunda yer aldıkları için erkeklerin ürünleri satın almalarını sağlamanın yolu yine kadınları reklamlarda kullanmaktır. Kitle iletişim araçlarında kadına ancak zina, namus, şiddet, kadersizlik ve marjinal konularda haber olduklarında yer verilmektedir. Yine yazılı basında, dergilerde kadın fotoğrafları özellikle kullanılmaktadır. Televizyonda sağlıkla ilgili bir haber verilirken dahi kadın bedeni teşhir edilerek verilmektedir. Kadına beden bakımından sadece obje olarak bakılırsa, kadın bedeni korunulması gereken bir şey olarak görülecektir. Böylece kendine yabancılaşan bir kadın profili ortaya çıkacaktır. Bu durum ise kadının kendi üzerine isteyerek bir dönüşü yerine, namus kavramına odaklanarak kendinden uzaklaşmasını getirmektedir.

Tanrıöver’e göre medya şu noktada: “Tecavüz ya da cinsel suçlara ve şiddete maruz kalanları cinsiyetçi yargılar eşliğinde kendi kurduğu sanık sandalyesine çıkararak, tecavüz ya da şiddete maruz kalanın ahlâkını, yaşam biçimini sorgulamaya kalkışarak, yani suçluyu ya da suçu değil, tam tersine suça maruz kalan kadını yargılayarak hatalı davranmaktadır.” ve “Reklamlarda temsil edilen kadın imgeleri, toplumun kadınları nasıl görmek istediğini anlattığı için özellikle reklamlardaki kadın profili, erkeğin bakış açısıyla yansıtılmaktadır. Erkekler kadınları seyrederler. Kadınlar ise seyredilişlerini seyrederler. Kadının içindeki gözlemci erkek, gözlenen ise kadındır. Böylece kadın kendisini bir nesneye, özellikle görsel bir nesneye seyirlik bir şeye dönüştürmüş olur. Reklamlarda gösterilen kadın imgesinin erkeklerin gururunu okşamak amacıyla düzenlenmesinin sebebi, seyircinin her zaman erkek olarak kabul edilmesinden kaynaklanmaktadır.”

İzleyicileri kolay yoldan ekrana çekmenin yolu kadın bedenini kullanmak olarak görüldüğü için müzik kanallarında, video kliplerde de kadın bedeninin istismarına sıkça rastlanmaktadır. Amerika’da yayın hayatına başlayan MTV kanalını pek çok pedagog ve eğitimci bu sebepten eleştirmektedir. Türkiye’de de 1994 yılında Kral TV’nin kurulması ile video klipler özellikle gençler arasında ilgi çekmeye başlamıştır. Bazı kliplerde, kadın şarkıcılar açık giysiler giyerek ve erotik pozlar vererek yansıtılmak istenmiştir. Son beş yıldır özel televizyon kanallarının reyting kaygısı ile ortaya koydukları yarışmalarında da kadın yarışmacılar seslerinin yanında giysileriyle, açık ya da örtük giyinmeleri ile, zayıf ya da şişman olmaları ile, kısacası görüntüleri ile de eleştiri almışlardır.

Ulusal televizyon kanallarında kadın programları reyting almaya başlayınca sıradan insanların sırlarını ifşa etmelerine şahit olunmaya başlanmıştır. Mahremiyet önemini kaybetmiştir. Özel hayatı ve sır alanını çekinmeden sergilemeye evlilik programlarını da örnek olarak gösterebiliriz.  Bu programlarda kadın, sabit bir maaşı olan, gelir düzeyi yüksek bir eş tercih eder iken, erkek ise güzel, domestik işlerde başarılı bir hayat arkadaşı arayışına girmektedir. Kadın programlarında kadınlar statüleri düşük, ekonomik açıdan erkeğe bağımlı, aldatılan, şiddete maruz kalan, ağlayan, derdini anlatmaya çalışan birey olarak gösterilmektedir. Programların saat açısından yerleştirilme durumuna bakıldığında da eşitsizlik olduğu açıktır. Erkek programları, erkeklerin işten eve gelme saatine göre ayarlanır iken, kadın programları ev işlerinin yapılma saatine, çocuğun okul ve uyku saatine göre konumlandırılmaktadır.

TRT’nin yayın hayatına başlamasından, günümüzün çok kanallı televizyon yayıncılığına gelinceye dek, sunulan konular zaman zaman toplumun çeşitli kesimleri tarafından eleştiriye maruz kalmıştır. Özellikle ticari yayıncılığın başlamasıyla birlikte reyting olgusu, kadına biçilen rolü tamamen değiştirmiştir. Bunda, yönetici ve karar verme mekanizmalarında çoğunlukla erkeklerin olması eril söylemin hâkimiyetinin gelişmesinde de etkili olmuştur. Bu bağlamda kadın, görüntüsüyle ve sesiyle reklam, dizi, film, klip ve yarışma programlarında reyting arttıran bir obje olarak konumlandırılmıştır. Bu konumlandırmaya göre; kadın ya iyi bir eş, anne, ev işlerini yapan ideal kadın olarak sunulmuş ya da tam tersi aldatan, baştan çıkaran olarak gösterilmiştir. Bu ikili gösterimin dışında dizi, film, reklamlar ve yarışma programlarında ise; korunmaya muhtaç, mağdur, ezilen, cinayete kurban gitmiş, statüsü düşük işlerde çalışan kişiler olarak ekranlara çıkarılmıştır. Yani kadın, ya geleneksel roller içinde ya da cinsel obje olarak rol almıştır. Sadece reklam, klip ve dizilerde değil, bazen basit bir sağlık haberinde dahi kadın bedeni cinsel obje olarak karşımıza çıkarılmıştır. Kadınların düşük statülü ve sadece cinsellik odaklı sunumunun terk edilerek hayatın her alanında kadın oldukları için değil, birey oldukları için başarılarının yansıtılması gerekmektedir. Sadece televizyon kanallarında değil, tüm kitle iletişim araçlarında kadının cinsel obje, tüketici ya da domestik faaliyetlerde bulunan kişi konumunda sıyrılarak saygıdeğer, başarılı, üretken bir birey olarak gösterilmesi ise yine kadının elindedir.