1700-1800’lü yıllarda Amerikalı bilim insanları tarafından keşfedilen bu hastalık, daha çok Asya ve Orta Avrupa’da görülen bir tür kan zehirlenmesidir. Bilinen iki yüz civarında türü vardır. Mikroptan değil, hastalıklı genlerden meydana gelir. Belirtileri, kalıtsal hastalıklardan olan Porfiria hastalığında hastaların kan içmeye eğiliminin olmasının yanında güneşe karşı aşırı hassasiyetleri vardır. Bu da vampir hastalığı olarak anılmasına sebep olur. Porfiria’nın etkilerine bakacak olur isek de,çok farklı izlenen bir hastalıktır. Sarımsakla etkileri kat kat artan bu hastalığın, güneş altında kalma sonucunda parmaklar ve burnun düşmesi, deride derin çatlaklar oluşması gibi ciddi etkileri gözlemlenir. Tedavisi ise dolaşımdaki porfirin seviyesini azaltmak gerekir ki, bu iş oldukça zorludur. Her iki, üç haftada bir 0,5 litre kan alınır ve idrar ile porfirin atımının sağlanması için ağız yoluyla klorokin almak gerekir.

California Devlet Üniversitesi araştırmacılarından Kimya Profesörü Wayne Tikkanen’in yaptığı araştırmaya göre vampirliğin atası bu hastalıktır. Hastalık keşfedilmeden önce Avrupa’da bu hastalığa yakalanmış insanlara vampir denir ve lanetlenirlerdi. Hastalık acı verici bir şekilde ilerler. Deri kızılötesi ışınlara karşı zayıflar, kararır, kıllanma olur. Dudaklar ve diş etleri kuruyup çekilir. Deri hassasiyeti sebebiyle hasta sadece geceleri dışarı çıkar ve tedavi amacıyla hayvan kanı içer. Sonunda da delirir.

“Porfiria hastalarında hemoglobin eksiktir. Bu eksiklik kansızlık yaptığı için vücudun kan ihtiyacının karşılanması, eski çağlarda kan içmeye neden oluyordu. Daha önce bahsettiğim deri solukluğu gibi fiziksel değişimleri de göz önüne alırsak vampirlerin nereden geldiğini çözmüş oluruz sanırım.”

Biyokimyacı David Dolphin 1985 yılında vampirlerle Porfiria hastalığı arasında bağ olduğunu bu sözlerle iddia etmiş ve konuşmasını şöyle sürdürmüştür:

“Porfiria hastalarında oluşan fiziksel değişimler; bir vampir gibi çatlamış bir yüz derisi, düşmüş burun ya da parmaklar, aşırı gergin dudaklar ve çekilmiş diş etlerinin sonucunda dişlerin aşırı sivri görünmesi gibi bir profil çizer. Tüm bu değişikliklere güneşe maruz kalmak sebep olduğu için, hastalar sadece gece dışarı çıkar. Vücutta kan eksiklikliği olduğu için tıbbın gelişmediği dönemlerde ihtiyacı karşılamak üzere ağız yoluyla kan takviyesi gerekir. Vampirlerin korkulu rüyası sarımsak, Porfiria semptomlarının ağırlaşmasına sebep olan kimyasallar içerir. Bu nedenle hastalar sarımsaktan sakınmalıdırlar.”

Carl Gustav Jung, kolektif bilinçaltı kuramında insanlığın ortak bir ruh alanında veya frekansında bir bütün olduğu veya iletişimde bulunduğu fikrini savunur. Zamanın başlangıcından beri insanlık tarafından paylaşılmakta olan kolektif bilinçaltı, ilkel anıları ve örnek tavırları, yani arketipleri içermektedir. Bu örneklerin insanları farklı farklı etkilemesi kaçınılmazdır. Hayatın her yerinde belirir. Bu kurama göre, vampirler de kolektif bilinçaltındaki arketiplerden biri olarak yorumlanabilir. 

Türkiye’de görülen vaka aynı zamanda dünyadaki tek vampirizm hastalığı örneğidir;

Kastamonu Dr. Münif İslamoğlu Devlet Hastanesi’nde görev yapan Psikiyatr Dr. Direnç Sakarya bir hastasının “dissosiyatif kişilik bozukluğu” rahatsızlığı geçirdiğini bir makale ile yayımlamış ve bu olay Journal of Psychotherapy and Psychosomatics’te dünya tıp literatürüne “vampirizm” olarak geçmiştir.

Dr. Sakarya gözetim altında hastanede tutulan hasta için, hayatı boyunca travma yaşama ihtimali olduğunu belirtmiştir. “Journal of Psychotherapy and Psychosomatics” dünyanın, dalında en prestijli dergisidir. Dergi 2012 yılında yayımlanan 81’inci sayısında, 26 yaşındaki bir Türk’ün dünyadaki ilk vampir olduğu hikâyesine yer vermiştir. Dünya tıp literatüründe vampirizm olarak anılan hastalığın bir Türk gencinde görüldüğünü ve rahatsızlığının “dissosiyatif kişilik bozukluğu” olarak ortaya çıktığını konu edinen Dr. Direnç Sakarya, kan içmenin tamamen bu ruhsal bozukluğun bir etkisi olduğunu söylemiştir.

Direnç Sakarya, 2011 yılında Denizli Askeri Hastanesi’nde bu hastalığın özelliklerini taşıyan, evli ve 23 yaşındaki bu hastayla karşılaştıklarını belirtmiştir. Hastanın tedavisini Prof. Dr. Vedat Şar, Doç. Dr. Erdinç Öztürk ve Dr. Cengiz Güneş ile kurdukları bir ekiple gerçekleştirdiklerini söyleyen Dr. Sakarya, “Hastanın yapılan ilk tetkiklerinde çoklu kişilik sorunu, travma sonrası stres bozukluğu, kronik depresyon ve alkol bağımlılığı yaşadığını gördük. Devam eden detaylı incelemeler neticesinde ise vampirizm belirtisi gösteren dünyanın ilk ‘dissosiyatif kimlik bozukluğu’ hastası olduğu kanısına vardık” demiştir.

Hastanın hastaneye gelene kadar birçok travma yaşadığını ve bu travmalar sebebiyle 5-11 yaş aralığının kayıp olduğunu belirten Dr. Sakarya, bu travmaların arasında dört aylık kızını kaybetme, amcasının öldürülmesine tanık olma, bir arkadaşının işlediği cinayete tanık olma, çocukken annesinden gördüğü saldırılar gibi olaylar olduğunu ve hastanın üç ay ara ile iki kez hastanede yatarak tedavi aldığını ifade etmiştir.

Uygulanan tedavi ile önemli ölçüde başarı sağlandığını anlatan Sakarya, “O dönemde uyguladığımız tedaviden hasta fayda gördü. Hastanın kan içme davranışı bir bağımlılık değildi, altta yatan ruhsal bozukluğun sonucuydu. Bu bozukluğa odaklanmak, kan içme davranışının sonlanmasına neden oldu. Hastanın problem yaratan davranışları geçince sosyal hayata katıldı. Bizim bu vaka üzerinde durmamızın nedeni travmatik stres ile şiddete başvurma arasındaki ilişkiyi araştırmaktı. Burada sözü edilen kişi, hayatta pek çok güçlükle karşılaşmış ve yardım arayan konumdaydı. Bu tür davranışların nedeni başkalarına karşı kötü niyetli olması değildi,” ifadelerini kullanmıştır.