Viyana’dan çıkıp kısa süreli bir yolculuk ile müstakil evlerin yoğunlukta olduğu bir kasabaya rastlayabilirsiniz. Bir mağara gölü göreceksiniz. Geçmiş yüz yılda burada maden işçileri çalışırmış. 1912’de bir patlama sonucu kayaların arkasından sular fışkırarak mağaraya dolunca birçok işçinin ölümüne sebep olmuş ve Avrupa’nın sayılı mağara göllerinden biri de böylece oluşmuş. Girişinde yaklaşık dört yüz elli metrelik bir tünel var. Tünelin sonunda işçilerin çalıştıkları bölümler de görülebilmekte.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler, gözlerden uzak olduğu için burayı seçmiş ve burada bir karargah kurmuya karar vermişler. Pompalama sistemi kurarak suyu dışarı çıkartıp içerideki düzlük bir alanda bir uçak fabrikası da peşi sıra kurulmuş. Sesten dahi hızlı giden uçağı yapmaya başlamışlar. Savaş bittiğinde uçağın yapımı tamamlanamadığı için savaşta kullanılamamış. O dönemden kalma orijinal parçalar mağara ise şu an bile sergileniyor. Dışarıda termometreler ne gösterir ise göstersin, mağara girişinde battaniye, şal verilmesine de aldırmayarak içeri girer iseniz siz de donabilirsiniz. Çünkü mağara içi sıcaklık dokuz ile on iki derece aralığında da olsa pek soğuk. Yazlık kıyafetler ile gezer iken vücudu çok ciddi bir biçimde titretiyor. Gezer iken Türkçe olarak doldurulmuş bir kasetten mağara hakkında bilgiler aldık. Seslendirmeyi yapan şahsın aksanlı konuşması ve söyledikleri de oldukça eğlendirse de, mağara gezisinden sonra akülü bir kayık ile oluşan gölette bir tur atıp tekrar tünelden hızla dışarı çıkıp üzüleceğinizi garanti edebilirim.

Şehirde dolaşır iken kapının önünde meşhur Habsburg çiftini görebilirsiniz. Bu şeyler nerede ise her mekanın girişinde sergilenmekte. Kafenin bir bölümü ev gibi dekore edilmiş, bir köşede ise Franz Joseph’in çalışma odası gibi duran bir bölüm de bulunmaktaydı. Kafede genelde pek kimse olmadığı için rahatlıkla aile ile fotoğraflar çektirebilirsiniz. Kafenin erkekler tuvaletinin kapısında Rudolf, bayanlar tuvaletinin kapısında da sevgilisinin resmi vardı. Alışılmış kadın/erkek yazılı değildi. Serbest zamanımız dolunca otobüse binip kısa bir yolculukla şehre dönseniz iyi ederseniz. Çünkü şehir merkezi bir harikadır!

Viyana’da birçok yerde Mozart çikolataları ve likörleri satan mağazalar görülebilir. Burada bir çikolata dükkanına girip beğendiğiniz bir şeyi tane hesabı ile alıp deneyebiliyorsunuz. Graben, tüm canlılığı ile yine kalabalık, ama hava sıcak dahi olsa, bir yerde oturup biraz havanın serinlemesini bekleyemezsiniz. Çünkü genellikle öyle bir şey olmuyor, dayanamıyor ve tekrar dolaşmaya başlıyorsunuz. Her çeşmede tadına bir türlü alışamayacağınız, bu nedenle de kana kana içilmeyen sulardan içmeyi deneyerek de Viyana’ya merhaba diyebilirsiniz.

Rotanızda eğer farklı  şeyler denemek var ise cazip bir takım şeyler de var. Adresiniz büyük ihtimal ile Vom Fass’a düşecektir. Zeytinyağı, sirke ve alkollü içecekler musluklu cam tüplerde duruyor, istediğiniz bir şeyin tadına bakıp, kendi seçtiğiniz şişelere, istediğiniz miktarda koydurabiliyorsunuz. Dekoratif şişeler ve ürünler iki Euro’dan başlıyor. Üstelik şişenin ucuna tıpa koyup, vakum ile kapatarak güzel bir ambalaj da yapıyorlar.

Vom Fass’ın karşısı Hoher Markt Meydanı bulunuyor. Burada ünlü Ankeruhr saati var. Prag’daki astronomik saatte, saat başı havariler açılan pencerelerin önünden geçiyor. Burada ise, her saatte çeşitli sanatçılar ve devlet adamlarından on iki kişinin figürleri geçiyor. Hepsinin birden toplu geçişi ise öğlen saat 12.00’de oluyor.

Katedral dolayısı ile şehir merkezinin kuzeydoğusunda kalan, metro ile ulaşılabilen Prater, şehrin en büyük park, dinlenme ve eğlence alanı. Bu parkın içinde bir de lunapark yer alıyor. 1897’den beri dönmekte olan ve Avrupa’nın ilk dönme dolabı olan “Giant Ferris Whell” de bu parkta. Çok yavaş bir şekilde dönüyor, ama denenebilir. Ücreti ise sekiz Euro’ydu. Altmış beş metre kadar yüksekliğe çıkan bu dönme dolap ile Viyana’nın saraylarına, görkemli yapılarına çok güzel manzara imkanı sunuyor. Buraya kırmızı metro ile gidilebilir.