Yaratıcılığı sadece bilim adamlarına, sanatçılara, dahilere özgü bir özellik olarak düşünmek doğru değildir. Her gün neredeyse herkes yaratıcılığın kenarından geçip gitmektedir. “Tanrı büyük yaratıcılığından küçük bir bölümünü insana vermiştir” düşüncesi insanda ileri yaratıcı sürecini başlatır. Seçilmiş insanlar genetik olarak şanslı insanlar bazı şeyleri içgüdüsel olarak keşfedebilirler fakat herkes çalışarak öğrenebilir.

Newton, yerçekimi kanununu bulmadan önce veba salgını nedeni ile iki yıl kütüphaneden çıkmamıştı. Mimar Sinan günümüzde bile teknoloji harikası eserlerini ortaya çıkarır iken sezgisel düşünceyi uygulamıştır. Yaratıcı insan zaman zaman hayatı oyun gibi görür, ciddiye almaz tamamen serbest davranır. Amaca yönelik konularda ise kontrollü olur, stratejik, ciddi ve hassas davranır. Ve bu da insanın özgeçmişi incelendiğinde planlı çalışması  ve gevşemeyen karalılığı görülür. Bu tipolojiye sahip insanlar toplumun uç kesimindedir. Bu bireyler önlerine net hedefler koyabilir, kişisel doyumu yakalarlar. Gösterdikleri yaratıcı eylem büyük gayret ve zorlukları aşmalarının bir sonucudur.

Beyinlerini ve zamanlarını israf etmeden amaca yönelik kullanır, zihinsel geviş getirmeyi yaparak sezgisel düşünmeye zemin hazırlarlar. Böyle bir süreç içerisinde abuk bir zamanda banyoda, yolda, trafikte ilham perisi yaratıcı düşünceyi ortaya çıkarır. Sonuçta tatlı meyveyi yemeyi başarabilirler. Bunu dört aşamada değerlendirebiliriz: zihinsel geviş getirme, arıtma, kuluçka dönemi ve doğum.

Durağan olmayan, kendiliğinden gelişen deneysel içgüdüsel ve risk almayı hayal eden safhadır. Saçma fikirler arasında bağlantılar kurulur. Bir çok kötü fikir akla gelir nice senaryolar yazılır. Tıpkı elmas bulmak için çamur, toprak ve kömürleri ayıklamak gibi bir dönemdir. Bu çaba sonucunda bazen iç ses harekete geçerek derin duygu devreye girer. Özellikle yaratıcı sanatlarda ikinci aşamaya geçmede bu dönemde sonuç alınabilir. Zihinsel geviş getirme esnasında yön duygusu kaybolabilir. Bunun olmaması  için amacın netleştirilmesi gerekebilir.

Bir projede tıkanıp kalan tam olarak ne yapmaya çalıştığını sorgulayabilmelidir. Kendisini şaşkın, kayıp ve kararsız hisseden kişi pes etmek yerine sorunu netleştirmeye ve olaylara  farklı açılardan bakmaya çalışmalıdır. Gereksiz ayrıntılar bu dönemin risklerinden biridir. Amaca yönelik ayrıntı başarıya götürür. Artıları-eksileri değerlendirmek yaratıcı kişiler için rutin işlerdir. Beethoven, Shekesheare, İbn-i Sina eserlerini sürekli gözden geçiren insanlardı. Goethe, Dr. Faust’u uzun yıllar sonucunda olgunlaştırdı. Yapılan bir işte sonuç alamadığımız zaman onu terk etmek yerine kuluçkaya yatırmak, bir kenara bırakmak gerekir. Bu fikirlerle zaman zaman ilgilenilir rutin işlere devam edilerek yaratıcı insanların yarıda bırakılmış fikirlerle uğraşmaktan zevk aldıkları bilinir. Abuk bir yerde zihinlerinde bir ışık yanar böylece orijinal fikre ulaşır. Son adım ise yaratıcı düşüncenin zihinsel gelişme dönemlerinde bir şekillenme oluşmasıdır. Bu arada yaratıcılık bilinç altında tohumlanarak yeşerir. Daha sonra da bilinç alanını delerek dış dünyaya açılacağı  vakti bekler. Bu zaman gelinceye kadar anaç bir tavuk gibi o fikirlerle ilgilenmek gerekir. Materyal dolu, sansür ve kısıtlama olmayan döl yatağı ve kuluçka dönemi birden doğumla tanışır. Hayal gücü geniş olan insanlar, bu  güçlerini iyi yönetirlerse eğer doğum gerçekleşecektir. Yeni fikir yaratıcısı doğum yapmış anne gibi yorgun, bezgin, sancılıdır fakat mutludur.