Artık üç öğün yemek diye bir sorun kalmasa ve biz insanların ihtiyaç duyduğu tüm besinler bir hapta toplanacak olsa neler olurdu? Bu yıllar boyunca bilim kurgu filmlerinin işlediği bu konu iken, neden hâlâ hayata geçirilemiyor? Yemek yerine hap düşüncesinin kökleri bilim kurgu yazarlarından önce 19’uncu yüzyıl feminist hareketinde ortaya çıkmıştı. 1893 Chicago Dünya Fuarı’na hazırlık olarak Amerikan Basın Derneği farklı alanlarda çalışma yapan yazarlardan 1993’te dünyanın ne durumda olacağına dair öngörülerini yazmalarını istemişti. Bu yazılar ülke genelinde farklı yerel gazetelerde yayımlanmış ve bu fikir ortaya atılmıştı.

Kadın hakları savunucularından Mary Elizabeth Lease’e göre 1993’te insanlar artık sentetik gıda maddeleri ile besleniyor olacak, böylece kadınlar mutfaktan kurtulacaktı. Mısırın, buğdayın, meyvelerin özü toplanacak, Doğa Ana’nın verimli bağrından kopan ve küçük bir kavanozda toplanan bu besin özleri insana günlerce yetecek, böylece yemek pişirme derdi sona erecekti. Henüz öyle olmadı, ama olur mu dersiniz?

Anti-feminist roman yazarları bu öngörüyü hiciv malzemesi yaptı. Hatta kadınların zamanının çoğunu mutfakta geçirmemesi fikri alaya alınıyordu. 20’inci yüzyıla gelindiğinde dünyada üretilen gıda maddelerinin toplam nüfus artışı için yeterli olmayacağı endişesi de yaygınlaşıyordu. 1920’lerde ve 1930’lu yıllarda yemek yerine hap fikri yarı şaka yarı ciddi, kaçınılmaz bir gelişme olarak medyada işlenmeye başlamıştı. Savaşı yaşamış, bilim ve teknolojinin dünyayı yıkan, ama aynı zamanda yeniden inşa eden gücüne tanık olmuş insanlar için bunlar akla yatkın fikirlerdi; insan artık büyük sanayi çarkında küçük bir dişli haline gelmişti. Slogan ise şuydu: “Bilim bulur, sanayi uygular, insan da uyar.” İnsan, yemek yerine hap fikri de dahil günün büyük gelişmelerine boyun eğmeliydi. Yemek, ruhu besleyen ve zevk veren bir şey değil, hayatın devamını sağlamak için gerekli olan bir maddeydi.

Teknokrat ve işlevsizlik yaklaşımıydı da diyebiliriz. Birçok insan yemek yerine haplara başvurmayacağına dair yemin etse de gelecek kuşakların bilim ne getirirse ona razı olacaklarına inanıyor. Hap, yosun ya da diğer distopyan seçenekler. Gelecekte her şey daha makul görünebilir ne de olsa! Fakat bu boyun eğen tutum 1960’larda ortadan kalktı ve yerini uzay yarışının getirdiği heyecanın ürünü olan tekno-ütopyacılığa bırakıyordu. Bu devirde yemeğin yerini alan haplar, verimlilik ve insanın doğa üzerindeki zaferinin ifadesi olarak atılması gereken en mantıklı adımdı.

Astronotların uzay kapsülünde yediği türden paketlenmiş besin maddeleri yeryüzünde de popüler hale geldi. Böylece toz halinde ve konsantre haplar yeniden tartışılır oldu. Ayrıca soğuk savaşın yarattığı korkulardan biri de gıda maddelerinin güvenli bir biçimde tedarikinin devamı konusundaydı elbette. Bu korku, gelecekte besinlerin alacağı biçim sorununu tekrar gündeme getirdi. Dünya gıda krizine cevap olarak 1960’lar “her cebe bir besin hapı” vaat ediyordu.

Geleceğe yönelik birçok vizyonel yaklaşım gibi bu fikrin de saçma olarak görülmesi çok uzun sürmedi diyebiliriz. Yemek yerine hapın mümkün olmadığı kanısına varıldı ve askeri programlarda besin ihtiyacını en aza indiren, açlığı gideren haplar gibi fikirlerin olanaklı olup olmadığına bakıldı. Sonuçlar ise, üç öğün yemek fikrinin uzun süre daha var olmaya devam edeceğini gösteriyordu. Belki de bizler bunu hep biliyorduk. Söylenildiği üzere, insanoğlu hiçbir zaman yemek yerine hap ile yetinmeyecek. Çünkü hapın yeterli derecede kalori içermesi mümkün değil. Gerekli vitamin ve mineralleri haplardan edinebilir; ama kalori almak için yemek dışında başka bir yol yoktur.